Aşk Hakkında İleri Geri

  1. Anasayfa
  2. Aşk Hakkında İleri Geri
Aşk Hakkında İleri Geri
Aşk için ölmeli aşk, o zaman aşk
(Sezen Aksu)


Aşk’tan bahsetmemek olmaz. Yıllardır kafamızı kurcalayan aşk hakkında yazmazsam kendimi çok eksik hissederdim.

Aşk hakkında o kadar çok soru var ki… Aşk aslında biyolojik bir olgu mu yoksa tanımsız, büyülü bir duygu mu? Biter mi yoksa Ferhat’ın Şirin’e duyduğu aşk gibi ölümsüz müdür? Aşık olmanın ya da olamamanın sebepleri nedir? Aşk güzel midir veya acıttığı için uzak mı durulmalıdır? Uzaktan aşk mümkün müdür? Platonik aşk ne demek? Peki AŞK aslında nedir?

Aşk nedir?

 

“ben sana mecburum bilemezsin
adını mıh gibi aklımda tutuyorum
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum bilemezsin
içimi seninle ısıtıyorum
…”
(Atilla İlhan)


Aşkın tanımı kültürden kültüre, kişiden kişiye farklılık göstermektedir. Aşk güçlü bir heyecan durumu olarak insanı davranış ve mizaç değişikliklerine sürükleyebilen bir duygu olarak kabul edilir. Aşk, içinde bir çok farklı duygu barındırır; bağlanma, güven, saygı ve sevgi gibi… Burada önemli olan, yakın ilişki ya da aşk için her zaman bir “diğer” kişinin olması gerektiğidir.

Aşk kavramı, çok uzun bir süredir başta edebiyat ve güzel sanatlar olmak üzere sanatın tüm dallarında en çok işlenen temalardan biri olmuştur. Giden sevgiliye ağıt, zengin erkek, fakir kız hikayeleri, bir kadın uğruna kurtarılan Dünya ve nicesi…

Araştırmacıların aşkı ele alış biçimleri, bakış açılarına göre değişmektedir çünkü her insan biriciktir ve özeldir. Örneğin Moss ve Schwebel’in aktardığına göre, Freud aşkı, cinselliğin yüceltilmesi olarak; Harlow bağlanma davranışı olarak ve Fromm ilgi, sorumluluk, saygı ve anlayış olarak tanımlamıştır. Maslow ise aşkı ikiye ayırmıştır; birincisi, kişinin güvensizliğiyle gelişen ve düşük düzeydeki duygusal ihtiyaçları ifade eden “yetersizlik aşkı”, ikincisi ise, yüksek düzeyde duygusal ihtiyaçları içeren ve özellikle kendini ve diğerini gerçekleştirme isteğini ifade eden “aşık olmaktır”. Tennov ise aşkı, bilişsel etkinliği devre dışı bırakan, geçici bağımlılık ve sevilen kişiye yönelik bedenin verdiği duyarlı tepki olarak tanımlamaktadır.

Son olarak; bilim dünyasında en temel sorulardan biri; aşkın, içten gelen bir eğilim mi olduğu yoksa sosyal öğrenmelerle mi oluştuğu yönündedir ve bu görüşlerin ikisi de kabul görmektedir. Örneğin; etnografik çalışmalara göre, aşkta bireysel farklılıklar kültürel etkilerden daha önemlidir. Genetik çalışmalara göre ise aşkta kalıtım kısmen etkiliyken, aşık olma stilinde kalıtım etkili değildir.

Kısaca; aşkla ilgili literatür incelendiğinde bu kavramın tanımlanmasında farklılıklar vardır çünkü aşk farklı kişiler için farklı şeyler ifade etmektedir. Bu sebeple aşk türleri sınıflandırmaları yapılmıştır. Bazı durumlar karşısında aynı tepkileri veriyor olmamız, insanlar olarak birbirimize benzediğimiz veya duyguları aynı biçimde yaşadığımız anlamına gelemez. Birisi için aşk ölümsüzken, diğeri için aşk bitebilen yerini ise sevgi veya saygıya bırakan bir duygudur. Ayrıca, aşk tanımı yapılırken aşkın bileşenlerinin ve her bir bileşenin diğer bileşenlerle ilişkisinin de ele alınması uygun olacaktır. Buradan hareketle aslında aşkın gerçek bir tanımı olmadığını iddia edebiliriz.

Aşk biter mi?

Aşk anlamlı veya anlamsız kavramlar arasında bitmek bilmeyen bir gidip gelmedir. Örneğin; birleşme, ayrılık olasılığı ile birlikte vardır, gündüz değerini geceden, ışık ise karanlıktan alır. Bu açıdan bakıldığında aşk, sabit ve süregelen bir duygu değil değişebilen bir duygudur. Değişebilir, dönüşebilir. Azalabilir, çoğalabilir, yok olabilir veya yoktan var edilebilir.

Bağlanma kavramıyla ilgili en önemli kuramlardan biri Bowlby’e aittir. Bowlby farklı bir kuramsal anlayış öne sürmekle birlikte Freud’un erken bağlanma / sevgi ilişkisinin yaşam boyu sürdüğü görüşüne katılmaktadır. Her insanın yakın duygusal bağlar kurmaya ihtiyacı vardır ve bağlanma ilişkisi kişinin psikososyal gelişimini etkiler. Çocuklar fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarının ne ölçüde karşılandığına bağlı olarak, temel güven ya da güvensizlik duygusu geliştirirler. Bowlby, aynı zamanda bağlanma davranışının insanın tüm yaşamını şekillendirdiğini söyler. Bağlanma kuramına göre gelişim devamlılık gösterir, dolayısıyla ana babalarla erken yaşta yaşanan ilişkiler gelecekte kurulacak olan ilişkileri şekillendirir.

Buradan hareketle diyebiliriz ki; bazı insanlar bağlandıkları kişilerden ihtiyaçlarını karşılamayı hedeflerken, bazı insanlar ise sonsuz güven çerçevesinde karşısındaki ile ömür geçirmeyi düşünebilir. Bu kişinin kendi ailesi ile kurduğu yakın ilişki modeline göre değişmektedir. Bu durumda sorumuzun cevabının yine muallakta olduğunu söyleyebiliriz; kimileri için aşk sonsuzken kimileri için aşk bitebilir.

Neden aşk bu kadar farklı?

Her insanın kendini ve yaşamındaki önemli kişileri algılayış biçimine göre oluşturduğu zihinsel tasarımları vardır. İnsanlar yeni ilişkiler kurarken eski anıları ve deneyimlerine dayanan bu modellerden hareket ederler. Bu önemli kişilerle ilgili bilişsel ve duygusal beklentiler ilişkiyi yönlendirdiği gibi, kişinin yarattığı kendilik modeli de bağlanma figürlerinin gözünde ne kadar kabul ve reddedileceğini belirlemektedir.

Araştırmalarda, çocukluktan gelen bağlanma örüntülerinin yakın ilişkilerin kalitesini, stabilitesini ve memnuniyet düzeyini yordayabildiği belirtilmiştir. Bağlanma kuramı ile ilgili çalışmalarda, çocukluktaki ana baba sıcaklık ve ilgisinin, yetişkinlerin güvenli bağlanma stili geliştirmesiyle ve ana baba reddinin ise güvensiz bağlanmayla ilişkisi gösterilmiştir. Ancak yine de bu verilerin çelişkili olduğunu söylemek mümkündür. Diehl ve arkadaşları, yetişkin bağlanmasıyla ilgili çoğu çalışmanın gençlerle yapıldığını, bu nedenle tüm yetişkinleri kapsamayacağını öne sürmüşlerdir.

Shaver ve arkadaşları, bağlanma türleriyle romantik aşkı ilişkilendirerek, kişilerin bebeklikteki bağlanma stillerinin, aşık oldukları kişilerle ilişkilerini belirlediğini savunmuşlardır. Bu görüşe göre; güvenli bağlananlar başkalarına yaklaşmaktan ve başkalarının kendilerine yaklaşmasına izin vermekten rahatsız olmazlar; terk edilme korkusu duymazlar. Bu tür insanlar, genellikle kendileri ve başkaları hakkında olumlu bir bakış açısına sahiptirler ve bir eşle duygusal bir yakınlık kurmada rahattırlar.

Kaçınan bağlananlar, başkalarına fazla yakın olmaktan rahatsız olurlar, çok fazla samimiyete ve yakınlığa izin vermezler. Başkalarına bağlanmak ve güvenmek onlar için zordur.

Kaygılı bağlananlar ise, aşık oldukları kişilerin kendilerini yeterince sevmediğini düşünürler ve eşleriyle mümkün olduğu kadar sıkı bir yakınlık kurmak isterler. Bu tür insanlar, aşık oldukları kişiyi kaybetme korkusunu sürekli yaşarlar.

Çocuklara Göre Aşk!

Bir araştırma grubu yaşları 4 ila 8 arasında değişen bir grup çocuğa “Aşk ne demek?” diye sordu. Araştırma grubundan Leo Buscaglia’nın söylediğine göre amaç “en şefkatli çocuğu” belirlemekti ancak çocuklardan öyle cevaplar aldılar ki araştırma amacını aşkı ve hayal etmesi zor bir sonuç çıkardı.

Rebecca, 8: “Büyükannemde kireçlenme olduğu için artık eğilip ayak tırnaklarına oje süremiyor. Bu yüzden büyükbabam, kendi ellerinde de kireçlenme olmasına rağmen her zaman büyükannem için bunu yapıyor. Aşk budur”.

Billy, 4: “Biri sizi sevdiğinde, adını söyleme şekli değişiktir. Onun ağzında adınızın güvende olduğunu bilirsiniz”.

Chrsissy, 6: “Aşk dışarı yemek yemeğe çıktığınızda patates kızartmalarınızın çoğunu birine vermektir. Karşılığında hiç patates kızartması istemeden…”

Terri, 4: “Aşk, yorgun olduğunda seni güldüren şeydir”.

Danny, 7: “Aşk annemin , babama kahve yaptığında ona vermeden evvel kahveden iyi olmuş mu diye bir yudum almasıdır”.

Chris, 7: “Aşk, annemin babamı terli ve korkuyorken gördüğünde bile ona Robert Redford’dan daha yakışıklı olduğunu söylemesidir”.

(alıntıdır)

Sonuç 

Teknikleri, araştırmaları ve literatürü bir yana koyarken yine her insanın biricik olduğunu ve her insanın farklı geçmiş yaşantıları olduğunu söylemek gerekmektedir. Bu sebeple her insan aşkı farklı yaşarken, her kişi de aşkı farklı algılamaktadır.

Yazının tamamını özetleyecek olursak; aşk biliş, duygu ve davranışları içeren karmaşık ve dinamik bir sistemdir. Aşk, tek boyutlu bir olgu, bir tutum ya da basit bir fizyolojik uyarılma değildir. Aşk, biyolojik temellere ve işlevlere sahiptir ve kişinin bağlanma geçmişine göre farklı şekiller alır. Bu nedenle de herkese göre aşk değişir ve ne belli bir tanımı ne de belli bir yaşanma şekli vardır.

Avatar

İdil Cemre Öztep

Üyelik Tarihi:  10 Şubat 2018

Yöntem:
Bireysel ve Çift Psikoterapi
Bireysel ve Grup Psikodrama
Cinsel Terapi
Çocuklarla Yaratıcı Drama

Konular:
Aile İçi İletişim / Çocuk ve Ebeveyn İlişkileri
Ebeveyn Becerileri
Varoluşsal ve Yaşama Yönelik Anksiyete
Şiddet ve Travma
Öfke kontrolü
Depresyon
Genelleşmiş Kaygı Bozukluğu
Bireyselleşme / Kendini Tanıma
Kendilik
Seçim ve Kararlar